|
Doğa, Su, Misavirperverlik ve Kızılırmak
Ilgaz dağlarının çam, İn dağının meşe yeşilliklerinin içinden geçip, Korgun’a doğru gelirken bitmekte olan yeşillikler içimizi burksa da, bu kez başlayan bağ-bahçe yeşillikleriyle avunarak girdiğimiz Çankırı’da “Ağlayan Kaya” karşılıyor bizi.
Kalenin eteğine yapılmış yapay şelaleyi gördüğünüzde Ankara’nın kopyası mı oluyoruz diye düşünüyoruz.
Hele Çankırı’dan Ankara yönüne döndüğümüzde gördüğümüz, kel tepeler ve acı suyun akıp akmamakta nazlanan kirli çayına baktığımızda, “sevdiğim memleketim bu mu” diye düşünmeden edemiyoruz.
Bu düşüncelerle geçen 20 kilometrelik yoldan sola, Kızılırmak yönüne dönünce, yol kenarındaki ayçiçeği tarlaları karşılıyor bizi. Susuzluktan büyüyememiş sarı çiçekler boyunları eğik hoş geldiniz diyorlar.
“İnsan hiç mi ağaç dikmez, dikilse hiç mi yetişmez buralarda” diye düşünerek ilerlerken, kendimizi yeşillikler içinde buluyoruz.
Sağlı- sollu göz alabildiğince uzanan yeşillikler içinden geçen yolu takip ettikçe, çeltik tarlalarının koyu yeşilliklerine büyülenmiş bakakalıyoruz.
Kızılırmak ilçemizi gördüğümüzde ilçeye girmeden sağa dönerek, Irmak üzerinde kurulu baraja yöneliyor, yüksekten düşen suyun çağlayan sesleri, söğüt ağaçlarının arasında yankılanırken iniyoruz arabalardan.
Bizi karşılayanların “hoş geldiniz” lerine, gözlerimiz ırmağın muhteşem görüntüsünde cevap veriyoruz.
Sanki biraz sonra bozulacak bir manzara karşısındaymış gibi hepimiz fotoğraf makinelerimize saldırıyor, çekiyor- çekiliyoruz.
Ev sahiplerinin “yemekler soğuyor buyurun” sesleri çınlasa da, parça bölük gelip oturabiliyoruz hazır masaya.
Belediye Başkanı sayın Hacı Doğan’ın ikramı olan yayın balığının yapılışı hakkında bilgi edinmeye çalışırken, tabakların içindekiler bitmeden yenileri konuluyor önümüze. PTT de çalışan İsmail Çelik her ne kadar balık yapmanın sırrını vermek istemese de, Fahrettin Gök’ün ağzından öğreniyoruz işin sırrını.
Balıklar, salatalar, yoğurtlar yenilip, arkaya yaslanmaya başlayınca konular da kendiliğinden açılıyor.
Başkan Hacı Doğan Türkiye pirincinin %12 sini biz yetiştiriyoruz deyince herkesin gözü açılıyor. Arkadaşlardan birinin sorusu üzerine, başkan Kızılırmak pirincinin “Kızılırmak 2000” adıyla patentinin alınmakta olduğu muştusunu veriyor.
Çorum’un “Osmancık”, Tosya’nın “Sarı Kılçık” pirinçlerinden sonra Çankırı pirincinin de “Kızılırmak 2000” adı altında sunulacak olması çok sevindiriyor bizi.
Bu arada Kızılırmak’ın kavunu kadar sivri biberinin de ünlü olduğunu ve Ankara pazarlarından aldığımız o küçücük tatlı biberlerinde buradan geldiğini öğreniyoruz Tımarlı köyü muhtarı sayın Halim Uslu’dan.
Bu verimli topraklarda kısıtlıda olsa yer yer şeker pancarı ekiminin devam ettiğini, büyük baş hayvan yetiştirildiğini öğrenirken, balıkçılık yapılıp yapılmadığı sorumuza “sadece amatör olarak yapılıyor” yanıtını alıyoruz. Oysa biliyoruz ki, Ankara’da satılan balıkların neredeyse tümü bu ırmaktan kaçak olarak tutulup gelen sazan, kefal ve yayın gibi balıklar.
Gerçi Ankara’da içtiğimiz suda bu su değil mi?.
Kızılırmağın kenarında, Kızılırmak kadar çoşkulu ev sahiplerinin hazırladıkları nar gibi balıkların peşinden, Kurşunlu belediye başkanı sayın İbrahim Doğu’nun getirdiği Kurşunlu balını yerken ağzımızdan çıkan “sayın başkanlar, bir ilin ilçeleri arasında bu kadar kopukluk olur mu, bunun nedeni nedir?” sorumuza, başkan Hacı Doğan’ın verdiği “Taş yakası, bizi tanımıyor” yanıtı düşündürücü geliyor.
İstanbul’daki Çankırı federasyonu Çanfed başkanı sayın Ömer Lütfi Özenç, Başkan vekilleri Ali Orduhan ve Sinan Aydın, başkan yardımcıları İsmail Suaydın, ve Nuri Altay’la Gençlik kolları başkanı Gökhan Güney’e, İstanbul’da ya da başka yerde olsun, sağlanan birlik ve beraberliğin her yerde güzelliklere , tanışıklıklara ve dayanışmalara sebep olduğunu söylüyor, sayın Muharrem Hançerli’ye bol bol fotoğraf çektiriyoruz.
Ne partilerin adları geçiyor konuşmamızda, ne politik söylemler. Kimin sağcı, kimin solcu olduğunun, İslamcı ya da laik düşünenlerin farkı kalmıyor ortamda. Varsa yoksa birlik ve beraberliğin Çankırı ortak paydasındaki mutluluğu.
“Yine bekleriz”, “Biz de bekleriz” veda sözleri ve alınan telefon numaralarıyla ayrılırken bu güzelliklerin içinden, yıllar sonra buluşan kardeşlerin ayrılmasına benzer hüzünlü bir duyguyla kimimiz Ankara, kimimiz İstanbul yollarına koyuluyoruz.
Dağıyla, ormanıyla, çayıyla, ovasıyla, deresiyle varlık ve yoksulluğuyla “İşte benim sevdiğim memleketim ve onun insanları” diye düşünüp, öğünmeye devam ediyoruz.
Kaynak- Ömer Faruk Eryılmaz - http://www.cankiri.web.tr/index.asp?Page=12&sid=4aecfbe5d21e3f7912bf8eb29124423a
Kızılırmak ziyareti fotoğraflarına ulaşmak için aşağıdaki linki tıklayarak menü içerisinden Ziyaret-Toplantı bölümünü seçmeniz gerekmektedir...
www.cankirimedia.com
Yazdır | 01-08-2008, 03:45:00 | Çanfed
|