Osmanlı’ya özgü vakıf müessesesinin kutlandığı bu hafta, Çankırılılar olarak İstanbul’da ki hemşerilerimiz İstanbul Çankırılılar Federasyonunun ilk olağan genel kurulunu gerçekleştirerek, Osmanlı’dan günümüze gelen dayanışma ve yardım olgusunun güzel bir örneğini verdiler.
Çankırılı olarak özlem duyduğumuz birlikte olmak söylem ve hedeflerini duymak, yaşamak kadar güzel ne olabilir ki. Ayrılık ateşinin değil, birlik ateşini içinde kendimizi bulduk. Sivil toplum örgütlerinin yönetiminde kim olursa olsun yeter ki Çankırı için ve Çankırılı olsun. Gönül ister ki kökün sürgünleri değil gövdesi olalım. Ne yazık ki biz Çankırılılar nedense gövde değil hep gövdeden çıkan dal olmaya pek yatkınız. Ama şunu da itiraf etmek gerekiyor:Artık ne Çankırı ve nede Çankırılılar bundan yirmi yıl önceki gibi değiller. Kendilerini aşmış, düşüncelerini açıkça söyleyen. Birliğe giden yolun kuvvete giden yol olduğuna inanmışlar ve kolları sıvamışlardır. Sevindirici ve kutlanması gereken konuma gelmişlerdir.
Geçen yıl kuruluşunu gerçekleştiren Canfed ilk genel kurulunu yaptı ve kurucu başkan Ömer Lütfi Özenç ve ekibini tekrar göreve getirdi. 1986 yılında ilk Çankırılılar vakfının kuruluşunda tanıdığım hemşerilerimizin gene yeni bir kuruluşa destek vermelerini görmekte ayrı bir özellikti. Hem vakıftan kopmamışlar hem de yeni kurulan federasyona destek vermişlerdir.
Sivil toplum kuruluşu kurmak ve yaşatmak öyle kolay iş değildir. Emek, zaman ve para harcamayı gerektirir, hem de hiç karşılığını alamayacağınız. Tek karınız ne olur? Bir hemşerimize faydamız dokunmuşsa işte o fayda sıkıntıları bir yel gibi alıp götürür, yeniden heyecanlanır ve kolları sıvarsınız ve bu böyle devam eder gider.
Gönül ister ki ağacın dalları değil gövdesi olalım, dallar ise bizim yeşilliğimiz ve barışımız olsun. Yeni yönetime başarılar diler var olan sivil toplum kuruluşlarımızın tek ses ve tek vücut olarak birlikte özlemle beklediğimizin bilinmesini istemek ve beklemekte bütün Çankırılılar’ın hakkı olsa gerek diyorum.